Bu şehir varoluşunu madene borçlu.
Yeraltında alın teriyle yoğrulmuş bir tarihin üzerinde yaşıyoruz.
190 yıla yaklaşan madencilik geçmişi, binlerce şehit, yüzlerce facia, tonlarca kömür…
Ve bugün yine bir belirsizliğin tam ortasındayız.
9 Ocak’ta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişlerinin
yaptığı denetimlerde, bazı ocaklarda ikinci bir enerji kaynağının bulunmadığı tespit ediliyor.
Bu tespit üzerine “iş durdurma” yönünde rapor hazırlanıyor.
Sonuç: 13 Ocak’ta 4 maden ocağında üretim durduruluyor.
Buraya kadar anlatılan, kâğıt üzerinde “iş güvenliği” adına doğru gibi görünebilir.
Kim madencinin can güvenliğine karşı çıkabilir?
Kim “eksik varsa kapatılmasın” diyebilir?
Elbette kimse. Ama mesele burada bitmiyor.
TTK yönetimi, tespit edilen eksiklerin yorum farkından kaynaklandığını,
bu eksiklerin giderilebileceğini ve ocakların tamamen durdurulmasının orantısız bir karar olduğunu
savunarak Zonguldak 4.üncü iş mahkemesinde yürütmenin durdurulması ve işin yeniden başlatılması için dava açıyor.
Mahkeme sürecinde Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nden bilirkişiler rapor hazırlıyor.
Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı avukatları, bilirkişilerin Zonguldaklı olması gerekçesiyle rapora itiraz ediyor.
Hakim, yeni bilirkişi atanmasına ve davanın 5 Mart’a ertelenmesine karar veriyor.
Peki bu arada ne oluyor?
Ocaklar kapalı. Üretim duruyor.
Madenci evine ekmek götürme derdinde.
Esnaf siftahsız kepenk kapatıyor.
Servisçi, kantinci, lokantacı, bakkal, pazarcı…
Zincirleme bir ekonomik tıkanma yaşanıyor.
Ama asıl sorun ekonomik kayıptan da öte: Belirsizlik.
Bu şehir belirsizlikle yaşamaya alıştı ama bu kadarına da pes doğrusu.
Herkes birbirine aynı soruyu soruyor:
“Ne oluyor?
” “Ocaklar açılacak mı?”
“TTK küçülüyor mu?”
“Yarın işsiz mi kalacağız?”
Ortada bir güvenlik tespiti var
. Ortada bir itiraz var.
Ortada bir dava süreci var.
Ama şehir ortada kalmış durumda.
İşin en can yakan tarafı şu:
Bu mesele artık sadece teknik bir konu değil, siyasi ve idari bir sorumluluk meselesidir.
Zonguldak’ta iktidar partisinin milletvekilleri, il başkanları,
Ankara’daki bürokratlarla doğrudan temas kurabilecek güce sahip isimler var.
Peki soruyoruz:
Bu süreçte kim devreye girdi?
Kim Ankara’da masaya yumruğunu vurdu?
Kim “Bu şehir böyle belirsizliğe terk edilemez” dedi?
İş güvenliği elbette tartışılmaz.
Ama iş güvenliği ile şehrin kaderi arasında denge kurulmak zorundadır.
Eksik varsa hızla giderilir, geçici önlemler alınır, üretim kontrollü şekilde devam eder.
Aylarca sürecek mahkeme süreçlerine bir şehrin kaderi teslim edilmez.
Zonguldak’ın kaderi mahkeme salonlarında, bilirkişi raporları arasında sürüncemede kalamaz.
Bu şehir, Türkiye’nin ilk maden okuluna sahip, yeraltı kültürü olan, emeğin başkenti bir şehir.
Bugün yaşanan belirsizlik, yarın göçü hızlandırır, umutsuzluğu büyütür, “Zonguldak’ta gelecek yok” algısını derinleştirir.
Buradan açık çağrımdır:
Zonguldak’taki iktidar temsilcileri başta olmak üzere, tüm siyasi aktörler bu sürece aktif şekilde müdahil olmalıdır.
Bakanlık nezdinde, TTK nezdinde, yargı sürecine müdahale etmeden ama süreci hızlandıracak,
teknik çözümleri masaya koyacak bir kriz masası acilen kurulmalıdır.
Bu şehir, yeraltında kömür beklerken;
yerüstünde insanların umudu tükeniyor.
Ve Zonguldak’ın artık bekleyecek ne zamanı, ne de sabrı kaldı.