MEVLÜT KALELİ

Tarih: 31.01.2026 18:25

OSMANLI DEVLETİ NEDEN YIKILDI? 1

Facebook Twitter Linked-in

 

En son söyleyeceğimizi ilk cümleden yazıp daha sonra kısa bir analizle açıklamaya çalışayım...

Osmanlı Devleti'nin Kuruluşundaki İslamî itikadi yolu MATURİDİLİK iken, yıkılış dönemindeki islamî itikadi yolu EŞARİLİK olarak benimsenmiş olmasıdır.

Türk Milletinin tarihine, kültürüne ve en önemlisi töresine en uygun İslâmî felsefe MATURİDİLİK tir.

Zira bu itikadi felsefi yolun, kurucu İmamı MATURİDİ Türkistanlı, Horasanlı bir Türktür...

Maturidiliği kısaca açıklayacak olursak:

"Bu felsefe akla, pozitif bilime ve ilme öncelik veren Türk töresine en uygun itikadi islamî bir yoldur."

İmam Maturidi, İslam dünyasında inançla ilgili fikrî savrulmaların yaşandığı bir dönemde akıl-vahiy dengesini kurarak dinî problemlere kalıcı çözümler üretmiş, aynı zamanda toplumun değerleriyle bütünleşen bir inanç sistemi kurarak Türk-İslam medeniyetinin oluşmasına öncülük etmiştir.

Yaratılışın merkezine hikmeti yerleştiren ve onu, “her şeyi yerli yerine koymak” şeklinde tanımlayan İmam Maturidi’nin iyi anlaşılmasının, yaşadığı döneme olduğu gibi günümüz dünyasının sorunlarına da hayati katkılar sunacağı muhakkaktır.

Osmanlının Yıkılış Döneminde izlediği İtikadi yol EŞARİ felsefesi ise:

Yemenli bir aileye mensup olan İmam EŞARİ 900 lü yıllarda yaşamıştır.

Daha çok Arap Milliyetçiliğine dayanan görüşleri ile tanınmaktadır.

İmam MATURİDİ' nin aksine akılcılık tan, ilim ve bilim den önce NAKİLCİ bir anlayışla hareket etmiştir.

İslâmi problemleri daha çok Peygamber efendimizin sünnetlerini ön plana çıkararak ve hadislerle çözmeye çalışmıştır.

Peygamber efendimizin içinden çıktığı toplumun yaşayışı, coğrafyası ve kültürü zamanla bize sünnet diye dayatılmış. Birçok hadisin uydurma olduğu da daha sonra hadis ilmi yapan ulema tarafından anlaşılarak temizlenmiştir.

Günümüzde de hala birçok hadis tartışmalıdır. Din uleması kendi arasında dahi bu hafislerin dahh olduğu konusunda anlaşamamakta dır. Birçok hadisin Akılla, ilmle ve vahiyle örtüşmediği görülmüştür. Ve halen ortada bir vaka olarak durmaktadır.

Bu iki felsefeyi kısaca açıkladıktan sonra Osmanlı Devletini de bu iki akımın etkisi altında kalan İki farklı Osmanlı olarak analiz etmek doğru olacaktır.

OSMANLI’NIN İKİ FARKLI DÖNEMİ:

Birinci Kuruluş dönemi:

Osmanlı Devleti kurulurken, bütün Türk devletleri gibi Türk Töresi üzerine kurulmuştur.

Bir milletin kültürü ve Töresi yok sayılarak yaşaması mümkün değildir.

Kuruluş Döneminde Osmanlı Devletinin Manevi Kurucuları Şeyh Edebalı ve Hace Bektaşi Veli dir.

Bu iki eren, Hace Ahmet Yesevi nin Horasan daki Yesevi Ocağında pişen Alperenlerindendr.

Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin talebeleridir.

O dönemlerde Türk kültür ve töresine en uygun İslami akım, Horasan, Türkistan coğrafyasında hakim olan MATURİDİ LİK (akıl, bilim, ilmi önceleyen felsefi yoldur.) itikadi yoludur...

Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin talebeleri de MATURİDİ felsefesi ile yetişmiş bu itikadi yolu izleyerek, Anadolu'ya TÜRK-İSLÂM anlayışını yaymak için akın akın gelmişlerdir.

Osmanlı Devleti kurulurken, Kayı Boyu Türk töresince yaşamakta ve Türk kültürünü hayat tarzı olarak benimsemişti...

Örf ve Adetlerin den, yaşam şeklinden, kıyafetlerine hatta çocuklarına konan isme kadar herşey TÜRKÇE idi...

İsimleri; Ertuğrul, Ataman, Afşin, Savcı, Gündüz, Konuralp, Korkut, Orhan’dı, Türk’tük yani...

Kuruluşundan itibaren ilk 250 yıl Osmanlı Devleti bir Türk Devleti idi...

Hakim din Müslümanlık, Sarayın izlediği itikadi yol MATURİDİLİK yani, aklı, bilimi, ilimî önceleyen bir dini yoldu...

İşte bu yüzden girdiğimiz bütün savaşları kazandık. İlimde fende teknolojide Avrupa dan öndeydik.

Tuna boyları, Karpatlar, Macar Ovaları Türk atlılarının nal sesleri ve kılıç şakırtıları ile inledi...

Bizans ortadan kaldırıldı, Istanbul Fethedildi...

O dönemde batı ise, "Melekler erkek mi, dişi mi?" Tartışması yapıyordu. Hurafelerle uğraşan Hıristiyan alemi diz çoktürüldü.

Peki, bu yükseliş ve Dünya Liderliği ne zamana kadar sürdü?

Ta ki halifelik Osmanlı Devletine geçene kadar başarılarımız devam etti...

Her şey o kadar güzel giderken Yavuz Sultan Selim Han'ın aklına Kürt İdris Bitkisi halifelik sevdasını düşürdü...

Halifelik dinî bir makam değil, siyasi bir kurumdu. Dünyaya hükmeden bir imparatorluğun o dönemde siyaseten bu kuruma ihtiyacı yoktu.

O dönemde sadece Asya değil, Avrupa da, Arap dünyası da, Hıristiyanlık alemi de Türk’ün gücü önünde baş eğiyordu.

Yavuz Sultan Selim Han, hocası Kürt Şeyhi İdris Bitlisi’nin Halifelik Makamını ele geçirmesi konusundaki yönlendirmesi ile Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını kazanarak, Mısırı fethetti...

Abbasiler deki halifeliği alarak, Kutsal emanetleri Türk milletinin payitahttı İstanbul’a getirerek halife olmak istedi.

Ancak ortada bir sorun vardı.

Arap dünyası halifeliğin Araplar dan başka bir millete geçmesinin İslama uygun olmadığını savunuyordu. Çünkü Araplar Müslüman olsalar dahi diğer milletleri Mevali yani köle olarak görüyordu. Hele hele Türklere hilafetin geçmesine tamamı karşı idiler. Mevali saydıkları Türklere ise karşı çıkıp Yavuz’a biat etmediler...

Yavuz Sultan Selim Han bu sorunu çözmek zorundaydı.

Yavuz bu sorunu çözmek için orta bir yol buldu.

Mısır ve Arap dünyasından ikibin den fazla Arap asıllı EŞARİ anlayışına mensup din bilgini ni, ulema yı İstanbul’a getirdi. Kimini davet ederek kimini, para, mal, mülk, arazi verilerek kalıcı olarak yerleşmelerini sağladı...

Bir nevi Arap ulemadan para, mevki, makam verilerek hilafetin başka bir millete geçmesinde dinî bir sakınca olmadığına dair rüşvetle fetva isteniyordu. Alındı da...

Payitahta getirilen bu Arap EŞARİ anlayışlı insanlar, Arap milliyetçisi İslam dininin önde gelen bilginleriydi.

Devletin kuruluşunda etkili olan MATURİDİ anlayışı, payitahtta getirilen din bilginleri ile, EŞARİ anlayış arasında fikir ayrılığı, dolayısı ile dinî yorumlamada farklılıklar ortaya çıktı...

Devletin Türk-İslam felsefesi bırakılarak, Arap İslâmına doğru bir sapma evrilme başladı.

“Türk Milleti” kavramının yerini, bugün olduğu gibi, “tek millet” Osmanlı almaya başladı...

Bu aşamadan sonra:

İkinci Osmanlı Dönemi başladı:

Yeniçeri ocağına alınan devşirme sistemi bozuldu.

Devlet yönetiminde bir taraftan Yeniçeri ocağından sistemin bozuk işlemesi sonucu hızla yükselen devşirme ağalar, paşalar hakim olurken, diğer taraftan Arap Yarım Adasından getirilen 2000 in üzerindeki din alimi devlet yönetiminde etkili olmaya basladı.

Bu bilgin kılıklı Arap Milliyetçisi alimlerin verdiği fetvalar la devlet politikaları belirlendi.

“Türküm, Türkmenim” diyen Aleviler, Kızılbaşlar aşağılandı, dışlandı, kafaları kesildi...

Anadolu da üretim durdu. Fetihler son buldu. Bu din adamı kılıklı bilginler devleti soydu. Devletin içini hazineyi boşalttılar. Ekonomi ve sosyal yapı bozuldu...

İsyanlar başladı. İsyanları bastırmak için uygulanan yöntemler halkı saraya ve devlete karşı düşman etti.

Sadece Devşirme Kuyucu Murat Paşa’nın kellesini kestirip kuyulara doldurduğu Türkmen, Türk sayısı yüz binin üzerindedir...

Sadece Benim yetiştiğim yer olan Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde, Sırp Devşirmesi, Yörgüç Paşa nın katlettiği Türkmen on binlerin üzerindedir...

Osmanlı Devleti'nin Kuruluşundan itibaren yaklaşık ilk 250 yılı ile hilafet makamını alınışın dan itibaren son 350 yılı birbirinden farklı islâmî felsefe ile yönetilmiştir.

Osmanlının devlet politikasının ilk 250 yılında, MATURİDİ' lik etkili olmuşken. Son 350 yılında EŞARİ' lik etkilidir...

Osmanlı’nın son 350 yılı ilk 250 yılın tersine, Türklere zulüm yıldır.

Artık Arap kültürü Anadolu’ya çöreklenmiş, zehirli bir yılan gibi Türk kültürünü boğmaya başlamıştır.

Bu zulümden en çok payını alan da ses bayrağımız dilimiz Türkçe olmuştur.

Türkçe saraydan, devletten, edebiyattan kovulmuş ancak dağlarda, ıssız ovalarda devlet babasına isyankar evlat olarak barınma ya yaşamaya başlamıştır.

Yavuz Sultan Selim Han’ ın getirdiği Arap bilginleri arasında yobaz mı yobaz din adamları çoğunluktaydı.

Talihsizlik o dur ki, Yavuz' un ömrü ve saltanatı kısa sürmüştür.

Tahminim o dur ki; Yavuz' un saltanatı biraz uzun sürse idi, Halifelik Makamını eline iyice sağlama aldıktan sonra, bu yobaz Arap Milliyetçisi din adamlarını geldikleri yere geri gönderirdi.

Bu yobaz anlayışlı din adamları bilime karşı akla ziyan fetvalar çıkarmışlardır...

Bunlardan sadece biri; bu Arap Milliyetçisi EŞARİ anlayışlı bilginlerin fetvaları ile matbaa “Gavur icadı” denilip İstanbul’a sokulmamıştır.

Yine onların fetvaları ile, “Meleklerin bacakları seyirediliyor” denilip "İstanbul Uzay Gözlemevi" top atışları ile yıkılmıştır. Ve ilk 250 yılında bir Türk İmparatorluğu olarak kurulan Osmanlı Araplaştıkça batmaya, son 350 yılında girdiği bütün savaşları kaybetmeye başlamıstır...

Kurulurken Türk adı taşıyan padişahlar, devlet yıkılırken Arap isimleri almaya başlamışlar, sarayda Türkçe konuşulmaz olmuş halkla sarayın dil bağı aynen Selçuklu nun son dönemi gibi kopmuştur...

Padişah isimleri, Abdülmecit, Abdülaziz, Abdülhamit gibi Arap isimleri konmuştur.

En sonunda Balkan Savaşları yenilgisi ile yeniden Anadolu’ya yani doğduğumuz topraklara geri dönmek zorunda kalınmıştır.

Kurtuluş Savaşı’nı Arap milliyetçisi din adamlarının, ulemanın verdiği Araplık ruhuyla değil, Türklük adına verilen mücadele ruhuyla kazanılmıştır.

Hatta bu EŞARİ anlayışlı din adamları Kurtuluş Savaşına karşı çıkmış, verdikleri fetvalar ile yabancı Ingiliz Yunan Fransız işgalcileri desteklemişler dir.

Buna rağmen Anadolu da, TÜRK TÖRESİ ÜZERİNE YENİ BİR TÜRK DEVLETİ KURULMUŞTUR.

Türk soyunu tüketmeyen Arap EŞARİ lerinin torunları bu günde bu Türk devletini Araplaştırma çalışmalarından vazgeçmemişlerdir. İhanetlerine devam etmektedirler...

350 yıl baş köşede oturttuğumuz Arap ümmetinin ihanetine rağmen; TÜRKÜN SOYU, TÖRESİ, OCAĞININ KOR ATEŞİ SÖNMEMİŞTİR.

BİZ DE ELİMİZDEN GELDİĞİNCE DİLİMİZİN DÖNDÜĞÜNCE TÜRKÜN YANAN OCAĞININ ATEŞİNİ HARLAYACAĞIZ.

Ne diyordu Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi:

“Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir!”

Bizde kaderimizi yaşayacağız.

Ne Mutlu Türküm Diyene..!

Mevlüt Kaleli


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —