Son günlerde sahada bir hareketlilik var.
Kapılar çalınıyor, eski defterler açılıyor, kırgınlıklar yoklanıyor.
Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi cephesinde yapılan görüşmeler,
“Nerede hata yaptık?” sorusunun artık yüksek sesle sorulduğunu gösteriyor.
Cumhur İttifakı’nın diğer ayağı Milliyetçi Hareket Partisi de kendi kulvarında nabız tutuyor.
Ama mesele sadece muhalefetin eleştirileri değil.
Asıl mesele, partiye gönül vermiş, aidatını yatırmış, bayrağını taşımış insanların içindeki sızı.
Ziyaretler, Sulh Arayışları ve Gerçek Sorular
Eski belde başkanları, ilçe yöneticileri, meclis üyeleri…
Dün omuz omuza yürüyen isimler bugün evlerinde ziyaret ediliyor. Tabiri caizse bir “sulh” arayışı var.
Sorulan soru şu:
“Bu kadar üyemiz var, neden sandıkta karşılığını göremiyoruz?”
Fakat bu sorunun cevabı sadece rakamlarla verilemez.
Çünkü siyaset matematik değildir; sosyolojidir, psikolojidir, hatta biraz da vicdandır.
Üye sayısı fazla olabilir. Ama üyenin gönlü kırılmışsa, kendini dışlanmış hissediyorsa,
“Ben sadece seçim zamanı mı hatırlanıyorum?” diyorsa, o üye tabelada durur ama sandıkta susar.
Muhalif Değil, Kırgın
Yanlış anlaşılmasın…
Sorun sadece muhalif kesimde değil.
Parti üyesi olan vatandaşın da ciddi sıkıntıları var.
Kimi liyakatten şikâyetçi,
Kimi ulaşılabilirlikten,
Kimi de “Bizim sözümüz ne zaman dinlenecek?” sorusundan.
Siyaset, yukarıdan aşağıya talimatla değil; aşağıdan yukarıya güvenle yürür.
Eğer taban kendini sadece alkış makinesi gibi hissederse, orada erime başlar.
Ben Soruyorum: Bundan Sonra Ne Değişecek?
Asıl mesele burada.
Ziyaretler güzel.
Görüş alışverişi kıymetli.
Helalleşme niyeti değerli.
Ama değişim sadece çay içip hatıra tazelemekle olmaz.
Liste yapılırken kimler dikkate alınacak?
Gençlere gerçekten alan açılacak mı?
Aynı isimler mi dolaşacak, yoksa yeni yüzler mi çıkacak?
“Biz yaptık oldu” anlayışı mı sürecek, yoksa istişare kültürü mü güçlenecek?
Eğer bu süreç sadece “fotoğraf verelim, kırgınları toparlayalım” mantığıyla yürürse sonuç değişmez.
Ama gerçekten bir özeleştiri yapılırsa, işte o zaman siyaset yeniden ısınmakla kalmaz, yön de değiştirir.
Sandık Unutmaz
Seçmen hafızası zayıf sanılır. Oysa seçmen çok iyi hatırlar:
Kimin kapısını ne zaman çaldığını,
Kimin zor günde yanında olduğunu,
Kimin sadece seçim vakti ortaya çıktığını…
Siyasette en zor şey güven inşa etmektir. Yıkılması ise bir cümleye bakar.
Bugün yapılan ziyaretler bir başlangıç olabilir.
Ama gerçek değişim; samimiyetle, liyakatle ve kapsayıcı bir dille mümkün olur.
Benim sorum nettir:
Bundan sonra ne değişecek?
İsimler mi, zihniyet mi?
Çünkü seçmen artık vaat değil, fark görmek istiyor.